Yazı Detayı
31 Temmuz 2020 - Cuma 01:36 Bu yazı 206 kez okundu
 
Sporun Toplum (Birey) Üzerindeki Etkileri…
Hayati Sönmez
 
 

Sporun, bireyler üzerinde ruhsal ve fiziksel etkisini hepimiz kabul ediyoruz. Spor yapan bireylerin fiziksel görünümleri, spor yapmayan bireylere göre daha genç görünüme sahip olduğu gerçekliğini hepimiz biliyoruz aynı zamanda. Bildiğimiz halde, ertelediğimiz, düzenli olarak yapmadığımız, başladıktan belli bir süre sonra  bu aktiviteleri devam ettirmediğimiz, günün en fazla 1 ya da 1,5 saatini ayırmamakla neleri göremediğimizin üzerinde durmak istiyorum.

 Bilimsel olarak kanıtlanmış verilere göre spor yapmanın ruh sağlığı üzerinde çok fazla olumlu katkıları vardır. Fiziksel aktiviteler beyinde serotonin salınımını düzenli ve yeterli seviyeye getirmekte, kaygı ve stres gibi bulguların kaybolmasına neden olmaktadır. Aktiviteler sırasında doğru nefes alma teknikleri ile stres giderilmekte ve kaygı seviyesinde belirgin azalma görülmektedir. Vücudun ağrı kesicisi olan ve endişe halinin azalmasına, iyilik hissinin artmasına neden olan endorfin adlı bir diğer kimyasal maddenin de spor sırasında salınımı yükselmektedir. Endorfin kişinin belirli bir yoğunluktaki egzersiz sonrası htiği yüksek düzeyde iyilik halini ifade etmektedir. Düzenli spor alışkanlığı olan bireylerin enerjik, yaratıcı ve özgüvenli hmesi endorfin nedeniyledir. Bu etkinin sağlanması için önerilen süre ise haftada üç gün olmak üzere ortalama otuz-kırk dakikadır. Yaklaşık iki aylık bir süre sonunda olumlu etkilerin ortaya çıkacağı bildirilmiştir. Bunun için, yani sporun yaratmış olduğu o mükemmel hazza ulaşmak için gerekli unsurlar, öncelikle kararlılık, ardından istikrardır. Bu iki ögeye sadık kaldığımız ölçüde yaşam felsefemize anlam katabiliriz.

Asıl önemli olan noktalara değinecek olursak, tek katlı, bilemediniz iki katlı olan evlerimiz sözde yaşam standartlarımızı daha da iyileştirecek yanılgısı ile 15’li katlara kadar çıkabilen beton yığınları, eskiden en önemli oyun alanlarımız olan sokakların günümüzde daralmasına neden olmaktadır.  Günümüzde birçoğumuz kat yüksekliği ile gösterişli, dış cepheleri rengarenk çeşitli renklerde boyalı, apartman dairelerine kendini tıkamak için akıl almaz meblağlarda paralar harcayarak, parası olmayanların ise biriktirdiği üç-beş kuruşu peşinat sayarak geri kalan miktarı tamamlamak için bankaların kredi kuyruğunda sarf ettiği eforu ve ardından taksitleri ödemek için kendine, eşine, hatta çocuğuna bile kazandırdığı, aylık ödemelerinin kaygısını, stresini ve karmaşasını her ayın 29 günü yaşamakta ve yaşatmaktayız.

Her geçen gün konut kredileri ile daralmasına neden olduğumuz sokaklarda, oynayan, dolaşan, zıplayan bir çocuk gördüğümüzde neden mutlu oluyoruz biliyor musunuz? Üzüm bağlarımızın üstüne kurulan beton siteler ile çocuklarımızın sınırsız dünyalarını, sözde oyun alanı olarak tasarlanan bölümlere bir salıncak ve kaydırak yada tahterevalli koyarak sınırlandırdık. 100 metre ilerdeki dedesinin evine giden bir çocuğun sokakta hoplayarak, zıplayarak, koşarak kendini yaşadığını gördüğümüzde işte bu yüzden mutlu oluyoruz. Biliyoruz ki yapay oyun alanlarına sığdırılmış çocuğun, bu 100 metrelik yoldaki özgürlüğünün coşkusunun yerini, hiçbir şey alamaz, sağlayamaz.

Gelelim çocuktan beklentilerimize. Okulun, yani ilkokulun ilk gününde, kapısından attığı ilk adımdan, lise son sınıfı da bitirdikten sonra, okul kapısından dışarı atacağı son adımına kadar olan beklentilerimize. Ayakları üzerinde durması için, topluma yararlı bir birey olması için, dış cephesi rengarenk olan o apartmandan aldığımız dairenin içinde ona sağladığımız imkanlara. Çalışma masası, koltuk, dolap, baza ve benzeri eşyalar ile doldurduğumuz, her şeye ders çalışarak ulaşabileceği, çocuğun değil de bizim olan yanılgılarımıza. Çalışma odasından doktor ya da avukat çıkmasını istediğimiz çocuğun olmayan kendi isteklerimize. Yapılan deneme sınavlarında ilk 10’larda olmasını istediğimiz beklentilerimize. “Yemedik yedirdik, giymedik giydirdik, ne istediysen aldık, harçlığını eksik mi bıraktık, özel kurslara da gönderdik ” gibi cümlelere… Evet çocuğa, gence bunlar sağlandığı için, doğal olarak ebeveynlerin en doğal beklentisidir öğrencisinin ders çalışarak başarılı olması. Fakat göz ardı ettiğimiz en önemli noktalardan birisi ve en önemlisi çocuğun bedensel olarak, çalışma odasında geçirebileceği zaman diliminin de bir sınırının olduğu. Göz ardı ettiğimiz bir diğer önemli nokta ise ruh sağlığını bir odaya hapsettiğimizdir. 

Neler yapabiliriz’e gelince… Okuldan döner dönmez odasında çalışmaya hapsedilen, okul-çalışma salonları-kursalar-ev arasında mekik dokuyan öğrencinin, bedensel ve ruhsal olarak tükendiğini, tükenebileceğini görmezden gelmeyip, sosyal etkinlik ve fiziksel aktiviteler ile desteklenmesini ihmal etmememiz gerekmektedir. Öğrencinin başarılı olması için fiziksel ve ruhsal yorgunluğunu deşarj edebileceği etkinlikler, aktivitelere katılması için teşvik ederek, yönlendirerek  desteklemeliyiz. Sürekli ders çalışması için ısrarcı olduğumuz tutumlarımızın ne kadar etkili olacağı üzerinde iki kez düşünerek, öğrencinin yaşına, gelişim özelliklerine uygun spor ve sporun dallarına onu zorlamadan yönlendirerek içinde biriken kinestetik enerjinin deşarj etmesini sağlayarak, ruhsal ve fiziksel olarak daha sağlıklı olmasını sağlamalıyız. Bir bardağa belli bir miktarda su doldurabiliriz ve hacminden fazlasını doldurabilmemiz imkansızdır. Öğrencinin bardağını bilgi ile doldurmasını ve bu doldurduğu bilgiyi yerinde kullanabilmesini sağlamamız için, bardağın içine stres ve kaygının hacimsel olarak bilgiden daha fazla yer kaplamaması için, üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmekten kaçınmamalıyız. Bilgiye sahip olmaya çalışan öğrenci, sırf beklentileri karşılama çabası ile boğuşurken bilgiden daha fazla oranda stres ve kaygı ile mücadele etmeye çalıştığında, olumsuz davranışlar edinerek, bu ruh halinden kurtulmak üzere geçici rahatlama yollarını deneyerek zararlı alışkanlıklar edinebilir.

Bilgiye sahip olma sürecinde, öğrencinin ruhsal ve fiziksel yorgunluğunu fırsata çevirebilecek, olumsuz alışkanlıklar edinmesine itecek bu gücü, sosyal faaliyetlere yönlendirerek kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetler ile kendilerini dışa vurmalarını sağladığımızda, kendine güvenen özgüvenli bireyler olarak adım attıklarını görebiliriz.  Özgüvene sahip bireyler kendini ifade ederken iletişim becerilerini daha etkili bir şekilde kullanırlar. İletişim becerilerini etkili kullanan bireylerin aynı zamanda karar verme mekanizması geliştiği için, günlük yaşamda karşılaştığı zor durumlar ile baş edebilir. Zor durumlar ile baş edebilen birey seçimlerinde etkili kararlar vererek başarıya daha kolay bir şekilde ulaşabilir. İlkokul, ortaokul ve lise kademesinde, okul başarısı düşük olup daha sonra sporun bir dalı ile uğraştıktan sonra, başarı grafiğinde yükselmeler yaşayan öğrenciler ile birlikte çalışmakla birlikte, üniversiteye hazırlık  düzeyinde ise sportif faaliyetlere katılarak düzenli antreman yapan, kendini çalışma odasının içinde hapsetmeyen, Yükseköğretim Kurumları Sınavına girerek, Tıp Fakültesi Bölümünü kazanan İbrahim A… ve daha farklı bölümlerden birçok kişi tanıyorum.  Adına şu an yer veremediğim diğer öğrencilere ulaşarak, izin aldığım ölçüde sonraki yazılarda kısmen değineceğim.

Bir sonraki yazılarda, yazı dizisi olarak başlamak üzere, sporun çeşitli dalları ile ilgili bilgi vererek, bu spor dallarının bireyin bir bütün olarak gelişimdeki etkilerine değineceğim. Bu hafta aktarmaya çalıştığım tespitlerimi; gelişmiş toplumlarda her bireyin, sanatsal ya da sportif faaliyetlerin en az bir dalı ile uğraştığının altını çizdikten sonra, “Sağlıklı toplum sağlıklı bireylerden oluşur” sözünden hareketle, “Ülkemizde doktorlar genelde birey hasta olunca tedavi etmeye çalışır, spor adamı ve antrenörler ise bireylerin hasta olmaması için çaba sarf eder” cümleleri ile tamamlıyorum.

Sporla Kalın…

                                                                                               

 

 
Etiketler: Sporun, Toplum, (Birey), Üzerindeki, Etkileri…,
Haber Yazılımı